ölüm kokuyorsun buram buram, 

ve ben üstelik

okyanusta bir kaplumbağa kadar yalnızım.

cellatımmışsın benim, şık giyinimli

sevmiştim ben seni,

sevmiştim ben seni.

0 notes

bugün içimden bir tren geçti, boylu boyunca çizerek yüreğimi. sevdiğim kadın. her şey birleştirdi bir anda. bütün bilinmezlikler birleşti. bütün noktalar birleşti. sevdiğim yegâne kadın, bir başkasına aşık, ve de -mış onca zamandır. başkasını ara-mış belki bende. ben içimde bir bit yeniği ararken, o içimde bir başkasını ara-mış. beni onu sever gibi sev-miş. 

altın demir parmaklı devasa kapılarımın açıldığı cennet bahçelerim yeryüzüne düştü. henüz dökülmüş sıcak asfaltı delip yerin bin kat altına indi. cennetim cehenneme dönüştü. her anını hatırlayıp ruhuma huzur doldurduğum kadın, şimdi gözlerimi dolduruyor; akşamdan kalma bir çayı demlercesine. 

ellerim kırıldı. kanatlarım kırıldı. düşlerim kırıldı. kalbim, kırıldı, kalbim. ben böyle esaslı acımamışım hiç.

yok mu dünyada bir tane beni seven? hiç olmadı mı? dünyada tek bir insan beni seven? ben bileklerimi kessem bu saatten sonra zift akar döşemelere.

içimde ölen biri var, ben, kendim.

0 notes

altı aydır mutluydum. gerçekten mutluydum. sahte değildi. sıcacık ve gerçekti. hayatımda ilk defa gerçekçi mutluydum. bana çok gördünüz mutluluğu. ama, ama ben hiçbir şey yapmadım ki. kimseye yapmadım. kimseye kötü davranmadım. kimseyi üzmedim. kimsenin kalbini kırmadım. yolda para isteyen çocukları bile azarlamadım. ben hep herkese iyi davrandım. neden böyle oldu? neden benim mutluluğum çok geldi koca dünyaya? küçük şeylerdendi oysa ki benim mutluluğum. bir elini tutmam, bir sıcak gülücük ve küçük bir öpücük yetiyordu. veya tatlı bir çift söz yetiyordu mutlu olmama. altı aydır gerçekten mutlu oldum şu dünyada, onu da çok gördünüz.

dayanamıyorum. ve böyle bir dünyada yaşamak da istemiyorum. yaşamayacağım da. göreceksiniz. 

0 notes

Bu gece bilinçsizce ölmeye yeltendim
İlk defa değil meyilim,
Ama bilinçaltımdan taştığı ilk
Dar yollardan geçtim, geniş görünen
Karanlık tünellerinden damarlarım gibi
Kendi bedenimde dolaştım belki bir vakit
Kalabalıklar içinde yalnızlığa mahkum
Yollar eskittim, sokaklar aştım koşar-adım
Ağzımda acı bir tat, dilimde küfür
Tükürdüm ıssız ve sessiz sokaklara
Ve sensizliğin dayanılmaz uğultusu
Acımasızca çınlıyordu kulaklarımda
Acımı biraz olsun dindirir diye
Sarıldığım ince uzun şişe ve iki nefes duman
Adını sayıklattı, haşmetle

Tanımadığım bir adam bana bakıyordu
Tanımadığım bir adam konuşuyordu
Gözlerim bulanık mıydı
Bakışlarım şeffaf miydi
Adam bir şey sayıklıyordu gibi sanki
Adam ben gibi meczup belki
Adam yabancı mıydı
Yoksa yok muydu bir böyle adam
Konuşuyorlardı birileri ve ben seni duyuyordum
Sonra kaçıyordum bilmediğim bir sebepten
Tanımadığım sokaklardan geçiyordum
Ve kaçıyordum tanımadığım insanlardan
Korkuyordum, korkuyorum diye tekrarlayarak içimden
Korkuyordum, korktuğumun bilincinde
Korkuyordum, yokluğun ezberimde
Ellerin yok şimdi, sesin yok, kokun yok, adın yok
Bu yollar ki, adın dökülmüş kaldırım taşlarının aralarına
Sokak lambaları sesini getiriyor
Ellerin rüzgarın sakin dokunuşlarında saçlarıma
Adın dilimin ucunda bir fısıltı gibi sakin ve bir çığlık gibi kudretli
Kokun ellerinde, rüzgar dolduruyor ciğerlerime
Ellerin var şimdi, sesin var, kokun var, adın var

Her sokak seni bana getiriyordu
Her sokakta ben seni buluyordum
Bugün içgüdüsel olarak ölmeye yeltendim
Dilimde sabahtan kalma küfür
Tükürüyorum, hızlı hızlı yürüyorum

İnsanlar sanki beni izliyordu tekmili birden
Ben sağa düşüyordum bilmeyerekten
Duvar tutuyordu beni ve sonra bir direk
Teğet geçiyordum cansız devlere
Ağaçlar alınıyor sonra bu söylemime
Derinden başlattıkları hışırtıları kulaklarımı tırmalıyor
Ben susuyorum, yalnız, çaresiz
Ne yapabilirsin ki, ne yapabilirsin
Don Kişot mu olacaksın yel değirmenlerine

Devasa yokuşlardan çıktım, indim sonra
Bir tepeyi aştım güneşe varırım diye
Bir sahil semtine düşe kalka
İte kaka yine içgüdüsel olarak
Ve de hasretinle paralel, benliğimle çakışık
Vardım da yok olmak sancısı, dilimde esir kaldı
Rüzgar henüz dinmişti ve
Henüz inmişti sahici kör karanlık
Gökyüzü feryat gibi siyah
Haysiyetli orospular gözyaşlarını sildiler
Bense ağlayamadım bile
Bir esaslı ağlamaktı ki, boğazımda esir kaldı
Hasretin gibi kekremsiydi tadı
Ve hasretini boylu boyuna yatırdığım
O mor kadife kanepede uyandım
Kaç saat geçti, ve kronolojisi neydi anın bilmeksizin
Hasretinle acı acı kucaklaştım
Vuslatınla sıkı sıkı kucaklaşacağım gibi
Gecenin mert olmasını beklemek ne hayalperestlik
Mert olan kovar mı güneşi yaka paça
Gözlerimi kapatıyorum tekrar açmak için mermer gibi soğuk bir başka sabaha
Ve gözlerim boşlukta ve göğsüm hala delik.

0 notes

gideceğim, sarhoş olacağım ve yolda bulduğum ilk şarapçıya bütün derdimi anlatacağım. çünkü onlar dert babasıdır. ve her zaman umudunu nasıl taze tutacağını gösteren bir hikayeleri vardır. dinleyeceğim. belki sabaha kadar konuşur, dertleşiriz, üşürüz.

ellerini, öpüşlerini daha çok özlerim belki. belki sızarım oracıkta da rüyama girerler. seni çok özlüyorum.

0 notes

elmacık kemiklerimden öpmeli beni, akamayan gözyaşlarımın hatırına.

1 note

senin ellerin ne güzel kokardı öyle. avuç içlerinden öpmeli seni. avuç içlerin sevmeli bakışlarımı.

0 notes

izin ver öleyim. ölüm derin uyku halidir ya hani. gelince öper uyandırırsın. 

ne olur?

0 notes

takatim yok. dermanım yok. sensiz hiçbir anımın değeri yok. dayanamıyorum. ağlayamıyorum da. gözyaşlarım tıkılı kaldı, göz hapsinde. boğazında düğümlenen, yumruk büyüklüğünde her yutkuğunda hissettiğin düğüm olmuş hıçkırık gibi. çok seversin ya adem elmamı. öpersin hep oradan. orada kaldı öpücüklerin. yüreğime inemiyor. gözlerimde kapkara bulutlar. şimşekler çakıyor günlerdir, boşalamıyor bir türlü.

geliver yanıma, güldür yüzümü.

0 notes

en fazla ölürüm. ne acı bir cümle.

en fazla ölürüm. ölümü göze almış; tünelin sonunda karanlık boşluğu görmüş bir adamın dudaklarından döküldü yerlere.

kırılan bir bardağın boş odada bıraktığı tını gibi dağıldı düşünceleri şehrin en ıssız sokaklarına kadar. sustu adam sonra. fısıltısı kulaklarına asılı kaldı. sonra gökyüzünü düşündü, kedilerin yumuşak tüylerini, köpeklerin ıslak burunlarını, kuşların cıvıltılarını, denizin serinliğini, yarin kokusunu, annesinin sıcaklığını düşündü.

sonra patladı gökyüzü. bir uğultu aldı kulaklarını. kalbi delindi, bir mızrak deldi geçti yüreğini. sıcak bir şey boşaldı göğsünden göbeğine doğru, soğuyarak. bütün hisleri omuzlarında toplandı, hissizleşerek bileklerinden yerlere döküldü. 

saçları koptu tel tel önce. sakalları döküldü sonra ve bıyıkları. sonra kirpikleri döküldü ve kaşları. en son gözyaşları döküldü. damla damla çarptı ahşap masaya. deldi masayı. yere düştü. sel oldu.

adam düştü sonra. bütün kemikleri kırıldı. içinde kaldı.

en fazla ölürdü.

öldüğünü düşündü. boşluğa bakıyordu.

taşa takıldı ayağı, yere düştü. gerçekçi bir acı dizinden yüreğine uzandı. 

0 notes